18 Aralık 2012 Salı

1-1-1-1-1-1-1-1-2-8

SEVİYORUM SENİ ♥



Seviyorum seni
ekmeği tuza batırıp yer gibi

Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi

Ağır posta paketini
neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi

Seviyorum seni
denizi ilk defa uçakla geçer gibi

İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldayan birşeyler gibi

Seviyorum seni
Yaşıyoruz çok şükür der gibi.

8 Haziran 2012 Cuma

1-1-1-1-1-1-1-1-2-7



SEDEF ÇİÇEĞİ




Mahkeme salonunda, seksen yaşlarındaki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı
Adam inatçı bakışlarla, suskun ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözleri
be bıkkın bakışlarını süzüyordu Hakim yaşlı kadına sordu


"Anlat teyze, neden boşanmak istiyorsun?"


Yaşlı kadın, derin bir nefes çektikten sonra, baş örtüsünü düzeltti,
kısılmış sesi ile konuşmaya başladı


"Bu adam canıma yetti elli yıldır bezdirdi hayattan"


Sonra uzunca bir sessizlik oldu mahkeme salonunda
Sessizlik, bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin
flaşıyla bozuldu Kimbilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış elli yılın
ardından Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı Kadın neler diyecekti?
Herkes onu dinliyordu Yaşlı kadının gözleri doldu anlatmaya devam etti


"Bizim bir sedef çiçeği vardı çok sevdiğim O bilmez Elli yıl önceydi
O çiçeği bana verdiği çiçekler arasından kopardığım bir yapraktan
tohumlamıştım, öyle büyüttüm Yavrumuz olmadı, onları yavru bildim
Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı O zaman adak adadım
Her gece güneş açmadan önce, bir tas suyla sulayacağım onu diye
İyi gelirmiş öyle dediler Elli yıl oldu, bu adam bir gece kalkıp
bir kere de bu çiçeği ben sulayayım demedi Zaten ben sulayacağıma
dair adak dilemiştim, o sulasa olmazdı ama ondan bunca yıllık
evliliğimizde bir tek şey istedim Uyuya kalırsam beni uyandırmasını
Ama elli yıl boyunca onun uyandırmasına gerek kalmadan hep
kendim kalkıp suladım sedefimi Taa ki geçen geceye kadar
O gece takatim kesilmiş uyuyakalmışım Ben, böyle bir
adamla elli yıl geçirdim Hayatımı, umudumu, her şeyimi
verdim Ondan hiç bir şey görmedim Bir kerecik olsun, benim
görevlerimden birisini yapmasını beklemedim Onsuz daha iyiyim,
yemin ederim"


Hakim yaşlı adama dönerek; "Diyeceğin bir şey var mı baba?" dedi


Yaşlı adam elindeki bastonla kürsüye zar zor yürüdü O ana kadar
suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle
hakime yöneldi Tane tane konuştu


"Askerliğimi Reisicumhur köşkünde, bahçıvan olarak yaptım O bahçenin,
görkenli görünmesi için çiçeklere emek verdim Hanımımı da orada tanıdım,
Sedef çiçeklerini de Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim
İlk evlendiğimiz günlerin birinde, boyun ağrısı nedeniyle,
onu doktora götürdüm Doktor çok uzun süre uyanmadan yatarsa;
boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi Her gece uykusunu
bölüp uyansın, gezinsin dedi Ama bizim hatun doktoru dinlemedi
Lafım geçmedi O günlerde, tesadüf, bu çiçek kurumaya yüz
tuttu Ben ona "Bu sedef çiçeğini gece sulamak lazım, yoksa bozulur"
dedim Adak dilettim Her gece onu uyandırdım ve onu seyrettim
Her gece o çiçek ben oldum sanki Her gece, o yattıktan sonra uyandım
Saksıdaki suyu boşalttım Sedef, gece sulanmayı sevmez hakim bey
Geçen gece de Yaşlılık Ben de uyanamadım Uyandıramadım Çiçek
susuz kalırdı ama kadınımın boynu yine azabilirdi Suçlandım
Sesimi çıkartmadım"


O anda gazeteciler dahil, mahkeme salonundaki herkes ağlıyordu

9 Mayıs 2012 Çarşamba

1-1-1-1-1-1-1-1-2-6






BİR KELEBEK GÜZELLİĞİNDE__

Bir kelebek vardır. Var oluşunu ve ömrünün
kısalığını bilen bir kelebek bu! 

Kelebek ömrünün kısalığına aldırış etmeden kainatta „yaratıcı“ nın ona verdiği yaşama hakkıyla gülümseyerek kanat çırpar. Ömrünün kısalığı değildir, onun için önemli olan “ Yaşamda var olmaktır” onun sevdiği, arzuladığı yaşam denilen “sevgilinin” içinde kısa bir zaman bile olsa var olmaktır. Bir kelebek bilir kaderini; ama kısa ömrünün gerçeğine inat sevgiyle vardır. 

“OL” vazifesine hizmet eder ve bundan zevk alır. 


Bir kelebek düşleyin, özgürlüğe kanat çırpan… 

varolan sevdasına doğru uçarken, etrafına saçtığı umutları düşünün. 

Her umudun bir rengi olsun… 
Bu renkler sonra birleşerek bir kelebek güzelliğinde yüreğinize sevgiyle konsun…


Çünkü KELEBEKLER SONSUZA UÇAR



alıntı "esmalale"

1-1-1-1-1-1-1-1-2-5









Aşk  ♥


Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin, Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin. 
Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.

"Özdemir Asaf " 





1-1-1-1-1-1-1-1-2-4



KÖRDÜĞÜM





Hz. Aişe, Peygamberimizle (s.a.v) yeni evlenmişti. Eşinin kendisini sevip sevmedigini merak etmektey...di ya da kendisini ne kadar ve nasıl sevdiğini. Hz. Aişe bu düşüncesini Peygamber Efendimizle konuşmadan edemedi. “Ey Allah’ın Resulü, beni seviyor musun?” “Evet, Ya Aişe tabi seviyorum!” Aişe dahasını da merak ediyordu, acaba nasıl seviyordu? Hemen sordu: “Beni nasıl seviyorsun?” Peygamberimiz sevgi şeklini tanımladı eşine; “Kördüğüm gibi.” bu cevap Hz. Aişe’yi cok sevindirdi, çünkü kördügüm açılamazdı. Açılmayan, bitmeyen sırlı bir sevgi demekti. Alacağı cevap onu çok mutlu ettigi için Hz. Aişe sık sık sorardı: “Ey Allah’in Resulü, kördüğüm ne alemde?” Peygamberimiz, Hz. Aişe’yi memnun eden cevabı verirdi her defasında: “ilk günkü gibi…”

1-1-1-1-1-1-1-1-2-3


    

 "Nazım Hikmet"




   







**  Kelebek gibidir AŞK, anlamayana ömrü günlük, anlayana bir ömürlük___








** Seni seviyorum, ama nasıl: Avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya___










** Sen yanmasan,ben yanmasam,biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?___


"Nazım HİKMET"

8 Mayıs 2012 Salı

1-1-1-1-1-1-1-1-2-2





"'Ve Kalp' leri birbirine ısındıran yalnızca ALLAH' tır.. ''


 ENFÂL/63

1-1-1-1-1-1-1-1-2-1






Sone 24


Gözlerim ressam rolünü aldı ve kabartma çizgilerle,

Güzelliğinin biçimini gönlümün levhasına çıkardı;

Bedenime gelince, o da bu resmin çerçevesi oldu işte;

Malum, resmin konumundan bilinir usta ressamın

sanatı.


Seni olduğu gibi yansıtan resim nerde diyorsan,

Ressamın içine bakıp hünerini orda görmelisin;

Camlarının parlaklığını senin gözlerinden alan,

Göğsümdeki sergide asılı resme ulaşmalısın.

İşte bak, gözler gözler için neler yapıyor!

Gözlerim senin şeklini çizdi, seninkilerse,

Gönlüme açılan birer pencere; güneş de bayılıyor

Onlardan içeri bakmaya, sen varsın diye içerde.

Ama gözlerin sanatında yine de bir eksiklik var:

Gördüklerini çiziyorlar yalnız, yüreği tanımıyorlar.


"William Shakespeare"












1-1-1-1-1-1-1-1-2-0





DİLEK

Dilenen şey; arzu, istek, temenni, matlub isteme, arzu etme. Dileğin olmasını istemeye de dilemek denir. Dinî mânâda dilek: Yüce Allah'tan istenmesi câiz ve olması mümkün isteklerdir.

Dinimizde dilekler yalnızca Yüce Allah'tan dilenir. Çünkü dileğimizi yerine getirebilecek yegane kudret sahibi olan Yüce Allah'tır. "De ki: Allah'ım sen mülkün sahibi, sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden mülkü alırsın, dilediğini yükseltirsin, dilediğini alçaltırsın. İyilik senin elindedir sen her şeye kadirsin. " (Âli İmran, 3/26)

Allah'tan dilediğimiz dilekler makul olmalıdır. Yani Allah'tan "Ey Allahım, bana bu dünyada ölümsüzlük ver" gibi mantık dışı şeyleri dilemek câiz değildir. Dileklerimiz mümkün olmalıdır, yani sünnetullah'a aykırı olmamalıdır. "Allahım benim için şu evi altına çevir." gibi bir dilekte bulunmak câiz değildir. Dileklerimiz meşru yani helâl ve mubah olmalıdır. Allah'u Teâlâ'dan "Allahım bana her gün bir şişe şarap ihsan eyle." diye haram bir şeyi dilemek de haramdır.

Dileklerimiz ve bu dileklerimizi dile getirdiğiniz dualarımızda hâlis niyetli olmalı, gönlümüzü Allah'a bağlamalı, dileğimizi tevazu işinde dile getirmeli ve dileğimizin kabulünde aceleci olmamalıyız. "Rabbini sabah akşam, içinden yalvararak ve korkarak (ancak duyabileceğin kadar hafif bir sesle) an; sakın gafillerden olma" (el,A'raf, 7/205).

Dileklerimizi öncelikle ve sadece Allah'tan dileriz. Çünkü herşey O'nun kudretindedir. O'nun izni ve haberi olmadan hiçbir şey meydana gelemez. Dileklerimizi arz ettiğimiz kulları ancak birer vasıta olarak görmeliyiz.

"O'nun katında izni olmadan şefâat edecek (dilekleri yerine getirebilecek) kimdir?" (el-Bakara, 2/255)

Ehl-i Sünnet itikadında tevessül, yani dualarımızda Allah katında makbul olduğu zannolunan kişilerin hürmetine Allah'tan istemek caizse de, bunda çok dikkatli olmak ve o kişide herhangi bir güç görmemek lazımdır. Dileğimizi, şahısların veya ölülerin yerine getirebileceğine inanmak bizi küfre ve şirke götürebilir. Bu sebeple türbelere gidip dilekte bulunmak veya dileklerimizi dile getirirken Allah ile birlikte, şahısları zikretmek hususlarında dikkatli olmak gerekir. Ayrıca türbelere dilek mumları dikmek, dilek taşı yapıştırmak, mukaddes sanılan türbelere adak adamak, çaput bağlamak bâtıl ve bid'at olan ve İslâm ile ilgisi bulunmayan şeylerdir. Bunlara inanarak ve bel bağlayarak 
yapmak kişiyi küfre götürür.










1-1-1-1-1-1-1-1-1-9



TAHİRLE ZÜHRE MESELESİ 
 
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, 
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte 
yani yürekte.


Meselâ bir barikatta dövüşerek 
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken 
meselâ denerken damarlarında bir serumu 
                                          ölmek ayıp olur mu?


Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin 
ama o bunun farkında değildir 
ayrılmak istemezsin dünyadan 
ama o senden ayrılacak 
yani sen elmayı seviyorsun diye 
elmanın da seni sevmesi şart mı? 
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık 
yahut hiç sevmeseydi 
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?


Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. 





"Nazim HİKMET"






7 Mayıs 2012 Pazartesi

1-1-1-1-1-1-1-1-1-8


BAB’AZİZ , ‘RUHUNU TEFEKKÜR EDEN PRENS..’
BAB’AZIZ , ‘THE PRINCE CONTEMPLATING HIS SOUL..’



‘sevinçli olduğumuz zaman ikimizin birleştiği zamandır.. sen ve ben iki ayrı biçim ama tek bir ruh , sen ve ben..’ – BAB’AZİZ

 ‘ruhunla süpür sevgilinin kapısının önünü.. ancak o aman onun aşkı olursun..’ – BAB’AZİZ



‘ölümden kesinlikle çok korkarız.. anne karnında karanlıktaki bebeğe denseydi ki : dışarıda aydınlık bir dünya var , yüksek dağlarla dolu , büyük denizleri olan , dalgalanan düzlükleri olan , çiçekleri açmış güzel bahçeleri olan , dereleri olan , yıldızlarla dolu bir gökyüzü ve alevli güneşi olan ve sen bu mucizelerle yüzleşmek yerine karanlıkla çevrilmiş oturuyorsun.. doğmamış çocuk bu mucizeler hakkında hiçbir şey bilmediği için hiçbirine inanmayacaktır tıpkı bizim ölümü beklediğimiz gibi.. işte bu yüzden ölümden korkarız..’ – BAB’AZİZ


‘ölüm nasıl olur da başlangıcı olmayan bir şeyin sonu olur..’ – BAB’AZİZ


‘sanki suyla temaşa halinde görünmektedir ve suda gördüğü , kendi görüntüsü değildir.. çünkü sadece aşık olmayanlar , kendi yansımalarını görürler..’ – BAB’AZİZ  



yürümek kafidir sadece yürü.. davet edilenler yollarını bulacaktır..’ – BAB’AZİZ




İSHTAR ve BAB’AZİZ arasındaki bir replik :
İSHTAR : ‘BAB’AZİZ ya kaybolursan?’

BAB’AZİZ : ‘ben yolumu bulurum, inancı olanlar asla kaybolmazlar, barış içinde olan kişi asla yolunu kaybetmez..’




ÖlÜme giden dervisin, mezarini aradigi sahnede, selam vermesiyle canlanan insanlari 

gÖrÜp de korkan ishtar'in "baba aziz, cinler" diye korkusunu ifade etmesinden sonra, 

bab'aziz'in "korkma kucuk ishtar, onlar benim dostlarim" demesi ise tasavvuf edebiyatinda 

ölümün bir son degil, dostlara ve sevgiliye kavuşmanin bir yolu olduğu konusunu işaret 

ediyor. Zaten bu yüzden ölüm bir matem değil bir düğün gecesi görülüyor.



_____________________o_____________________________


"dünyadaki ruhlar kadar, tanrı'ya giden yol vardır." 


_____________________o_____________________________

 "bu dünyadaki insanlar mum ateşi önündeki üç kelebek gibidir.


ilki, ateşe yaklaşmış ve demiş ki; ben aşk'ı biliyorum.

ikincisi ateşe yavaşça ve kanadıyla dokunmuş ve demiş ki; aşk'ın ateşinin nasıl yaktığını biliyorum.

üçüncüsü kendini ateşin ortasına atarak yanarak kül olmuş.

gerçek aşk'ı sadece o bilir."